|
![]() |
Köyümüzün Dili
Bayırlı Köyü internet sitesi köyümüzün kültürünü yansıtan köy dilinin unutulmasını engellemek, onu yeni nesile miras bırakmak, dilimizi ve kültürümüzü korumak amacıyla köyümüzde kullanılan kelimeleri "Köy dili" bölümünde yayınlayarak sizlere hizmet vermeye başlamıştır. Bayırlı Köyü halkının kullandığı dil çok zengin bir içeriğe sahip olmakla birlikte sitemizde sadece belirli bir kısmı yayınlanmaktadır. Bayırlı köyünde kullanılan dil elbette yalnızca aşağıda sıralanan kelimelerden ibaret değildir. Ancak kullanılan kelimeler hatırımıza geldiği kadarıyla aşağıya çıkarılmıştır. Köyümüzde kullanılan yerel dil özellikleri sizin de katkılarınızla sitemizde yayınlanacaktır. "Köy dili" bölümümüze katkıda bulunmak için lütfen "iletisim@divrigibayirlikoyu.com" e-posta adresine mesaj atınız. Merak ettiğiniz kelimelerin anlamını "Türk Dil Kurumu" nun internet sitesinde bulunan "Büyük Türkçe Sözlük" bölümünden bulabilirsiniz. Sitenin adresi aşağıya yazılmıştır. Saygılarımızla...
-A-
Acep: Acaba, şüpheyle
Acıh: Biraz, azıcık, pekaz.
Ağuz: Yeni yavrulayan hayvanın ilk sütü
Ahbun (ahpun): İnek, koyun gübresi
Akuka: Suyun, duvar veya temele zarar vermesini önlemek için (taştan yapılan) yapılan boru.
Alaf: Mal yiyeceği, yem
Annaç: Yamaç, karşı, ön taraf, alın,
Arıh, arık (harh): Zayıf, kuru, sıska, su yolu
Arvad: Avrat, karı,eş
Asbap: Elbise, çamaşır
Avara: Avare, işsiz, aylak
Ayan: Açık, aleni, gün gibi ortada
Ayıtlamak (ayıhlamak): Ayıklamak, seçmek
-B-
Bahtılı: Sevsinler, tebrikler, şanslısın, Seni Bahtılı.
Bayah: Önce
Bayahdan: Deminden, önceden, öteden
Berge: Kayısı, zerdali
Bibi: Hala, baba kız kardeşi
Beti: Şekli, biçimi, rengi, tadı tuzu
Beniz, -nzi: Yüz, yüz rengi
Bıldır: Geçen sene, geçen yıl
Bıyıl: Bu sene ( bıyıl mıyıl da bişey alamadıh)
Bızdık: Ufak çocuk
Boyunduruk: Bakraç ve kova taşımak için kullanılan ve boyun arkasından iki omuza geçirilen, iki ucu çengelli uzun ağaç dalı.
Böyün: Bugün
Buğlur: Bulgur
Buymak:Üşümek, donmak
-C-
Cahal: Cahil
Cancıktı: Tarlada çalışan işçilere ikindi vakti verilen yemek. / Akşam güneş batımıyla yenilen yemek
Cığara: Sigara ( gapının önünde cığara içiyler - kapının önünde sigara içiyorlar.)
Cıbıl: Çıplak, parasız, pulsuz
Cıkmık: Atın çiftesi
Cılbah, cılbak: Çıplak, fakir, yoksul
Cıldır: Dilsiz, kekeme, peltek konuşan (kimse). / Dönek adam
Cıngırah: Çıngırak, zil
Cırnak, çırnak -ciynah: Tırnak, pençe
Cücük: Kümes hayvanlarının yavrusu, civciv. / Kuş yavrusu. / Serçe. / Küçük, körpe.
Cünüt: Batak, bataklık, su altındaki arazi, sırılsıklam ıslak
-Ç-
Çağa: Çocuk, bebek.
Çağıl: Taş, çakıl taşı ile yapılan yığınak
Çalgan: Buğday yıkama yeri / taşlık ve meyilli su yatağı.
Çapıt: Paçavra, çaput
Çarh: Duş alınan betonlanmış tekne gibi yer.
Çark: Bileği taşı, dönen tambur, değirmen taşını çeviren dolap
Çaşıt: Ajan. / Ara bozmak amacıyla söz taşıyan kimse. / Casus. / Dedikoducu.
Çatak: İki dağ yamacının kesişmesi ile oluşmuş dere yatağı. / İki tepe arasındaki geçit.
Çebiç: Bir yaşındaki keçi yavrusu.
Çelmik: İri saman
Çemçe: Kepçe
Çemkirmek: Ürmek, laf söylemek, dikleşmek
Çerçi: Seyyar satıcı, gezici tuhafiyeci
Çezmek: Çözmek
Çigit: Çekirdek, meyve çekirdeği
Çimmek: Suya bütün vücuduyla girip çıkmak, yıkanmak. || çocuğu çimdirem de gelem ||
Çir: Berge, elma, erik kurusu
Çitil: Fidan
Çoluk: Sığırların boynuna geçirilen (V) biçimindeki esnek dal. / hayvanları bağlamak için boyunlarına geçirilen “U” şeklinde ağaç. / evde çocuklar dışında kalan ev halkı
Çökek: Çukur, bataklık yer, sazlık yer.
Çultar: Eyerin veya palanın üzerine örtülen kilim, halı vb. örtü.
Çunmak: Başkasına imrenmek
Çüt: çift, iki adet / tarla
Çüt sürmek: Çift sürmek, tarlayı sürmek
-D-
Dayim: Daim, daima, her zaman
Dekmik: Tekme
Dermek: Toplamak, biçmek (ebem ekin dermeye gitti.)
Deşinmek: Yeri eşmek
Devinmek: Kımıldamak, depreşmek
Devirme: Çıplak ya da semerli hayvana ortalama gelecek şekilde yükletilen tek çuval.
Devür: Devir, tur, zaman
Dövür: Devir, tur, zaman
Dügen: Döven, düven; Harmanda ekinlerin sapı ve tanelerini ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, alt yüzünde keskin çakmak taşları dikine çakılı bulunan, kızak biçiminde araç
Düğürcü: Dünür giden, kız isteyiciliğine giden
Dülbent: Başörtüsü
-E-
Eferim : Aferim, tebrikler, bravo, kutlarım
Egiş: Ekmeği tandırdan almak için demirden yapılan bir ucu eğik, bir ucu yassı araç. / tandırdaki ateşleri karıştırmaya ve düzelmeye yarayan bir araç.
Eğer: Binek hayvanlarının sırtına konulan, oturmaya yarayan nesne.
Eke: Üç yaşındaki keçi / yeterince büyük, büyümüş gibi
Ekinci: Ekin biçen, ırgat
Elbiz: Salyangoz. / kötü, fena / cin, şeytan, düşman
Elti: İki kardeşin karılarının birbirine göre durumu
Emice: Amca
Emmi: Amca, emice
Eneke: Anaç, büyük, baş, favori
Essah: Doğru, gerçek. || Essah mı la?
Eşir: Deri tulum. / 2. İri ağızlı.
Evelik:Yaprakları yenilebilen, tohumlarından da çay yapılan ıspanağa benzeyen bir çeşit ot
Evlek: Tarlaya tohum ekmek için saban iziyle bölünen kısımlardan herbiri. / bahçelerde sebze vb. şeyleri dikmek için ayrılan parçalardan herbiri. / bahçe ve tarlalarda açılan su yolu. / suyun toprağı oyduğu yer. / öküzlerin bir seferde sürebileceği tarla parçası.
-F-
Fehimsiz: Yeteneksiz, düşüncesiz, sakar.
Ferik: Kümes hayvanlarının civcivlikten çıkmış yavruları, piliç. / dişi piliç. / dişi hindi.
Fıggara: Yoksul, fakir / zavallı
Fitlemek: Birini, başkasına karşı kışkırtmak, fitnelemek.
-G-
Galeylemek: Kalaylamak, parlatmak
Gap: Kap, kacak
Gapı: Kapı / Dışarı
Gaşô: Hayvanları tımar etmek için kullanılan, sacdan, dişli araç. / sırtı kaşımak için kullanılan uzun saplı, ucu kaşık veya el biçiminde, tırnaklı araç. / atların sırtını temizlemekte kullanılan araç.
Gavurga: Kavrulmuş buğday
Gayda: Kaide, kural
Gayıl: Kail, razı olma, kabul
Gıdık: Oğlak, keçi yavrusu
Gidik: Keçi yavrusu, gıdık
Gişi: Goca, koca, erkek eş
Golan: Yün halat / Semerin yerinden oynamaması için eşeğin karnı ve kuyruğu altından dolaştırılan kayış ya da ip.
Goya: Güya, sözde, sanki
Göbek: Mantar
Göbelek: Rengi siyah beyaz veya bej beyaz olan, kurutulabilen, yenebilen bir tür şapkalı mantar.
Gögermek:Yeşermek, filizlenmek / güvermek; yeşermek; koyu yeşil bir renk almak.
Görpe: Körpe, küçük, yavru
Göynek: Köynek, gömlek, mintan
Göze: Doğal su kaynağı
Gullap(gullep): Kapı menteşesi, kancalı demir
Gulunç (guluş): Omuz, sırt, iki kürek kemiği arası (guluşlarım ağrıyı)
Gunnacı(guzlacı): Hamile, yüklü ( bizim sarı inek guzlacı ya)
Guzlacı: Gebe hayvan. / doğuracak hayvan, gebe
Gugum: Bakırdan yapılmış büyük ibrik güğüm.
Güğüm: Soba üstüne konan su ısıtıcısı
Güleş: Sevimli, güler yüzlü, çok gülen (kimse). / güreş.
-H-
Habar: Haber, havadis, bilgi
Hacat: Alet, araç-gereç, edevat
Haggad: Hakikaten, gerçekten || Haggad mı deyiysin? ( Doğru mu diyorsun?)
Halal: Helal, yasal, rızayla verielen
Hana: Hane, ev
Hangılamak: Yüksek sesle gülmek, kahkaha atmak
Haralın: Heralde, galiba
Harar: Çoğu kıldan dokunmuş, büyük çuval
Harh: Su yolu, ark.
Hasıl: Yiyecek.
Haste: Hasta
Hatem: Çok cömert
Hatil (Hatıl): Duvar ağırlığını yatay olarak dağıtmak için duvar örgüsü içine yerleştirilen ağaç kiriş.
Havas: Heves, aşırı istek
Haylamak: At, öküz gibi hayvanları yürümeleri için dehlemek.
Havadıs: Haber
Havla: Helva
Hedik: Pişirilen buğday, kaynamış buğday
Helbe: Elbet, helbet, öyle ya, evet öyle
Helbet: Tut ki, varsay ki / Elbet, herhalde, şüphesiz
Hemi: Değil mi, öyle mi, böyle değil mi, yani, peki, tut ki, say ki
Hışır: Olmamış meyve. / Taşkınlık gösteren, yaramaz (kimse) / Kullanılmış, işe yaramaz şeyler./ İri, şişman ve kuvvetli adam. / Sert karakterli ve kaba adam. / Hastalıklı, zayıf, cılız, çelimsiz (insan ya da hayvan için). / Nemli toprak / Bir şeyin artığı, eziği, işe yaramayan kısımları, süprüntü
Hındik: Sümük
Hırtlik: Boğaz, gırtlak
Hışik: Balgam / Kullanılmayan, gereksiz / küçük, yakılmak için kullanılan odun veya çalı parçaları (Hırı, hışigi topla da yahağın)
Hızmeker: Hizmetçi
Hon: Tırpanın bir vuruşta açtığı yer. / İşçilerin ekip biçerken uyguladıkları biçme düzeni.
Hotik: Haram, yara, kötü bir şey, hastalık, kıran, zehir || hotik çıha ||
Hotük: Rahatsızlık, hastalık, kıran
Hozan: Dinlenmeye bırakılmış, birkaç yıl işlenmemiş tarla. / Hiç sürülmemiş ya da çoktan beri işlenmemiş tarla.
Höllük: Bazı yerlerde kundak çocuklarının altına bez yerine konulan toprak: “Eledim eledim höllük eledim , aynalı beşikte bebek beledim.” -Halk türküsü. / Kundak çocuklarının altına konulan elenmiş ince toprak. / Toprak. / Bir çeşit killi toprak.
-I-
Irgat: Tarla işçisi
-İ-
İcar: Tarlayı bir bedel karşılığında kiraya vermek
İğ: İplik bükülmeye yarayan alet
ilbiz-elbiz: Salyangoz. / kötü, fena, / Cin, şeytan, düşman
İlmek: Düğüm, ilmik
İskembe: Tabure. / Tandırda üzerine oturulan küçük tahta oturak
İşmar: El, göz veya baş ile yapılan işaret.
-K-
Kâmıs: Kevgir, bakır süzgeç, / Kepçe.
Karasar: Karaya çalan, esmer
Keleş: Kele, tosun, güzel, yakışıklı, yiğit, cesur
Kendir: Örülmüş uzun ve kalın ip.
Kepenek: Kelebek
Kepez: Yüksek tepe, dağ. / Dağların oyuk, kuytu yerleri. / Gelin başlığı. / Tavuk ve kuşların ibiği veya başındaki uzun tüyler. / Yokuş başı. / Göl ve ırmaklardaki çukurlar.
Kesmik: Kesilmiş sütün koyu bölümü. / Başakla karışık iri saman. / Taş gibi olmuş toprak parçası / Buğdayla karışmış ya da karışmamış iri saman. / İri saman. / Dövülmüş ot. / Harmanda dövülen tahıl başakları arasındaki yabancı ot kırıntıları. / Dövülmüş ot, hayvan yemi.
Kevşetmek: Kontrol etmek, teftiş etmek, keşvetmek / Oranlamak, kestirmek.
Keyveni: Yemek yapan.
Kiler-kilar: Erzak deposu / Evlerde yiyecek, içecek ve erzakın saklandığı oda, ambar veya dolap
Köcek: Ekilen tarlada filizin bir karış büyümüş hali
Kömbe: Saç böreği. / Çörek. / Açılmış hamura patates, kavurma, soğanlı kıyma, konularak yapılan saç ya da fırın ekmeği. / Süt, yağ yapılan bir çeşit çörek, / iki sac arasında pişirilen börek, çörek, köme, kömme
Köynek: Gömlek, miltan
Kuruluk: Kurutulmuş davar gübresi, ahırlarda kuruluk olarak kullanılır.
Kurun: Çeşme yalağı, oluk. / Hayvan yemliği. Ağaçtan ya da taştan oyularak yapılmış, hayvanların su içmesi için uzun su kabı, yalak
Kuzukulak: Geniş yapraklı, kalın köklü yenilen bir bitki
Küflet: Evdeki kişiler. / Çokluk, kalabalık
Küşküre: Bir çeşit uzun tahta rendesi, köstere.
-L-
Lağap: Lakap
Loğ: Toprak damların üstünde duran, damın üstündeki özel toprağı bastırmaya yarayan, silindir biçiminde ağır taş
Loğlamak: Loğla damı ya da harman yerini düzeltmek.
-M-
Mahsut: Hasat edilmiş, ekini biçilmiş. / Biçilmiş ekin.
Maksut: İstenen, niyet edilen, güdülen, amaçlanan. / Ulaşılması istenilen şey, istek, emel.
Malamat: Açlık, kıtlık. / Sıkıntı, üzüntü, güçlük / Bozgun, ezgin, dağınık. / Alçak, aşağılık / Kötü, bulaşık (iş için). / Bozgun, utanç verici durum. / Kirli, pis./ Rezil / (Ar. melâmet:) dile düşme; rezil rüsva olma. || malamat etmek: dillere düşürmek || malamat Olmak: dillere düşmek.
Mamuk:Yaban eriği, dağ eriği.
Manık: Kedi. / Kedi yavrusu. / Köpek yavrusu. / Ayı yavrusu.
Marah: Merak, kaygı
Mayıs: Taze sığır gübresi
Mıh: Çivi. / Büyük çivi.
Miltan: Kısa aba. /Açık yakalı gömlek.
Mintan: Yakasız, uzun kollu erkek gömleği
Musur: Ahırlarda bulunan ağaçtan yapılmış hayvan yemliği.
-N-
Nahas: Nasıl oldu da. / Niye.
Nevsenet: Nefsaniyet, düşmanlık duygusu, kin besleme.
-O-
Okuyucu: Düğüne çağrı yapan (kimse). / Davetçi
Oruçuk: Cevizli sucuk.
-Ö-
Özeme: Ayranın daha sulu olan hali.
Örken: Hayvanları bağlamaya yarayan kalın ip ya da zincir. / Kıldan ya da yünden örülmüş uzun ip. / Kıldan yapılan kalın ip, urgan Kendir, örme örken yapıydıh
-P-
Pambuh: Pamuk
Part: Karın. / Çok şişkin (karın). / Sarkık (karın). / İşkembe.
Payalanmak: Büyüklük taslamak, kurulmak. övünmek
Paysınmak: Küçümsemek. / Bir kimseyi güçsüz görüp üstüne varmak, çatmak. / Çekinmek, utanmak, sıkılmak. / Haklı, haksız pay ummak, pay istemek, kendine mal etmek istemek.
Peg: Yıkılmış ev yeri, arsa. / etrafı taşla örülmüş, tavanı olmayan, hayvanların dinlendiği yer.
Pendir: Peynir
Pilo, Pilov: Pilav, bulgur pilavı
Pisik: Kedi
Pir: Söğüt, kavak, meşe, ardıç vb. ağaçların yeşil yaprakları, sürgünleri.
Pirpirim: Semizotu.
Puar: Pınar, çeşme
-R-
Rupla: Teneke / ölçü olarak kullanılır ( 4 rupla buğday aldık)
-S-
Saban: Çift süren hayvanların koşulduğu demir uçlu tarım aracı.
Sadır: Biber, patlıcan, domates gibi sebze fideleri.
Sahan: İçinde yemek ısıtılan veya yumurta gibi şeyler pişirilen, derinliği az metal kap. / Derinliği az olan kap
Sahat: Saat
Salahana: İşsiz, başıboş dolaşan kimse. / Tembel.
Salhım: Salkım
Sambağı: Boyunduruğun deliklerine geçirilen eğri ağaçları bağlayan ip.
Savuşmak: Bulunduğu yerden aceleyle, gizlice veya dikkati çekmeden ayrılmak, sıvışmak
Segirtmek: Seğirtmek, koşturmak, hemen koşmak
Sehen: Bakır tabak, sahan.
Seher: Sabahın güneş doğmadan önceki zamanı, seher vakti.
Seki: Oturmak için evlerin önüne taş ve çamurdan yapılan set.
Seklem: Kıldan, yünden dokunmuş çuval. / Büyük çuval.
Selenti: Kiler / Sel sularının sürüklediği çerçöp.
Semer: At, eşek, katır vb. hayvanların sırtına yerleştirilen, üzerine yük bağlanan veya binilen bir araç
Seyip: Başıboş, sahipsiz, bağımsız, serbest.
Sinor: Tarla sınırı
Sohur: Dibekte, havanda dövme işini yapan tokmak.
Sorhun: Çalıya benzer bir çeşit söğüt.
Soyha: Kötü, değersiz, kıymetsiz
Sulak: Hayvan sürülerinin sulandığı yer.
Suvarmak: Hayvana su vermek, su içirmek
-Ş-
Şeher: Şehir
Şelek: Sırtta taşınacak kadar odun yükü. / Denk, tay. / Sırtta taşınan yük. / Küçük sepet. / Küfe.
Şılın: Arpa ya da buğday öbeği. / Sap yığını.
-T-
Tandır: Ekmek ocağı / Yere çukur kazılarak yapılan bir tür fırın.
Tapan: Tarla sürülürken saban veya pulluğun izlerini kapatmak ve tarlayı düzeltmek için kullanılan ağaç / Tarlaya atılan tohumu örtmek için gezdirilen, ağaçtan geniş araç, sürgü.
Tapanlamak: Tarladaki çüt izlerini tapanla düzeltme işi.
Tataba: Hizmetçi kadın
Tehne: Bulaşık bezi. / Elbezi / Keven bitkisinin kökünden yapılmış bulaşık bezi
Telef: Aç, susuz, bakımsız
Telef olmak: Hayvan, ölmek / Mahvolmak
Telek: Otların çatal veya tırmıkla küçük bağlamlar şeklinde bir araya getirilmiş hali. / Bağlam, tutam.
Telis: Çuval / Büyük çuval / Bitkisel tellerden yapılmış, kaba örgülü büyük çuval. / Keten ya da kendirden seyrek dokunmuş çuval.
Teşin: Büyük leğen.
Teze: Taze, yeni, şimdi
Tezelemek: Yenilemek; yeniden aynı işi yapmak; filizlenmek
Tığ: Savrulmaya hazır, uzunlamasına duran buğday yığını; kancalı örgü şişi
Tığıç: Büyük kazanda tarhana, reçel gibi yemekleri karıştırmaya yarayan, uzun ve kalın saplı, ağzı geniş bir araç.
Tohlu: Bir yaşını doldurmuş koyun
Torpah: Toprak
Tuman: Don
-U-
Urum: Rum (urum tohumu: küfür sözü) / şeytan, fesat, düşman
-Ü-
Ügütmek: Bir araçla tane durumundaki nesneleri bir araçla ezerek un durumuna getirmek. / Ezmek, çiğnemek. / Öğütmek
Ütmek: Bir şeyi, tüylerini yakmak için alevden geçirmek. / Taze buğday veya mısırı ateşe tutup pişirmek. / Oyunda, kumarda kazanmak.
Üzmek: Yüzmek, derisini çıkarmak
-Y-
Yarpah: Yaprak
Yarpız: Çay kenarlarında biten kokulu bir bitki / Kuzukulağı / Narpız
Yaymak: Koyun, inek vb.ni otlatmak, gütmek / Yağını çıkarmak için yoğurdu yayıkta çalkalamak.
Yayılım: Otlak, otlamaya elverişli yer. ( Yayılım yoh ku danaları götürek.)
Yayılmak: Otlanmak
Yazma: Başörtüsü, ince başörtüsü
Yemeni: Bir tür hafif ve kaba ayakkabı / Kalıpla basılıp elle boyanan, kadınların başlarına bağladıkları tülbent/
Yessir: Esir, köle, hizmetçi
Yeylik: Hafif
Yörep: Yokuş. / Patika. / Bayır, az eğimli yer
Yuha: Yufka ekmeği / İnce açılmış hamurdan yapılan sac ekmeği.
-Z-
Zaar: Herhalde, galiba, evet öyle
Zay olmak: Zayi olmak, kaybolmak
Zibil: Çöp, süprüntü, pislik, gübre.
Zifir: Kokulu kir, is, yağ lekesi. / Bulaşık / Karanlık
Zırza: Kapı çengeli, tokmağı. / Kapı zinciri, sürgüsü. / Kapı kilidi. / Kapı rezesi, menteşesi. / Kapı kol demiri.
Zurfa: Sofra |